AZİZENİN GÜNLÜĞÜ – 2

Spread the love
Reklamlar

AZİZENİN GÜNLÜĞÜ – 2

Yaz tatili babamın muayenehanesine gidip gelerek geçmişti. Bu arada annem Mahirle olan şiirleşmelerimizi öğrenmiş ve bu durum annemi rahatsız etmişti.

Babamla birlikte işten döndüğümüz bir gün annem beni hızlıca odama çekmiş ve birkaç mektupla şiirleri önüme fırlatmıştı.

Bunlar ne anne! Neler oluyor?
Sen söyleyeceksin onların ne olduğunu.
Hızlıca bir göz gezdiriyorum şiirlere hemen anlıyorum bunlar Mahir’in şiirleri. Anlatmaya başlıyorum anneme Mahir’i.
Üniversite için  Samsun’dan gelmiş, bizim sınıfta okuyor ve benim gibi şiirlere merakı var. Arkadaşım yani ne var bunda deyiveriyorum.
Annem ‘’pek de öyle durmuyor’’ diyor.
Anlıyorum ki her birini tüm ayrıntılarına kadar okumuş. Birden içimi bir öfke kaplıyor. Bana ait şeyleri benden habersiz gizlice okuması canımı sıkıyor.
Böyle olaylara karışman hele ki böyle birine karşı bazı duygular beslemen beni korkutuyor, diyor annem ve akşam yemeğinde konuyu babama açıyor.
Babam duyduklarını sindirmeye çalışıyor. O tok gür sesiyle demek seninle bunları konuşmanın vakti geldi diyor bana.
Ülkemiz zor zamanlar geçiriyor, hepimiz bunun farkındayız bilhassa gençler! O yüzden ki gençliğin verdiği heyecanla bir şeyler yapmak istiyorlar ama bazı konularda deneyimsiz ve bilgisiz oldukları için yanlış şeylere yöneliyorlar, solculuk, devrimcilik bana göre anarşistlik gibi isimlere bürünen gruplarda birbirlerinin beynini yıkıyor ne yazık ki bu gençler diyor babam.
Bu kavramlara pek de hakim olmadığım için biraz düşüncelerim karışıyor. Çünkü Mahir’in anlattıklarına göre ve Mahirle bu grup toplantılarına birkaç kez katıldığım  için kötü bir yer olmadığını düşünmüş ve görmüştüm. Gerçekten bu toplantılarda katılımcılar konuşmalar yapıyor fakat birbirlerini etkilemeye çalışmıyorlardı. O kadar demokratik bir yerdi ki herkese konuşma fırsatı veriliyor, herkes kendi düşündüklerini anlatabiliyordu. Hatta ilk gittiğimde bana bile düşüncelerimi ifade etmem için konuşma fırsatı tanımışlardı. Çok heyecanlanmıştım
Çünkü bu grubun tam olarak ne üzerine olduğunu ve neler söylemem gerektiğini bilmiyordum. Radyodan dinlediğim haberler sayesinde iyi niyetli ve barışçıl birkaç cümle kurabilmiştim. Konuşmam sonrasında Mahir beni tebrik edip gerçekten bu düşüncede olduğumu bildiği için çok sevinmişti.
Ben zihnimden bunları düşünürken babamsa konuşmanın seyrini çok değiştirmişti. Konu birden aşk mevzusuna gelmişti.
Babam aşk diye bir şey yoktur kızım. Böyle şeylere inanırsan evde kalırsın, bunlar çok önemli şeyler değildir diyor annem de babamı onaylıyordu.
Konuşma sırası anneme geçmişti.
Bak biz babanla görücü usulü evlendik. Yirmi dört senedir de çok mutluyuz. Bu işler görüşüp konuşarak olmaz. Önemli olan ailelerin anlaşmasıdır. Aileler anlaşırsa gençlerde her türlü anlaşır, anlaşamazsa araya aileler girer sorunu çözer diyordu.
Bir önceki konu da ses etmemiştim ama sabrım gittikçe zorlanıyordu böyle bir durum nasıl kabul edilebilir, anlayamıyordum, ailemin söylediklerine inanamıyordum.

Evet aşk diye bir şey olmayabilirdi. Çünkü bunu hiç yaşamamıştım. Ama edebiyata merakım sayesinde emek ve sevgi ile evliliğin sağlam bir birey olma ve oluşturma yolunda ilerlediğini öğrenmiştim.

Devrimci toplantıda yaptığım konuşmaya güvenerek rahatça fikrimi söyleyebileceğimi düşündüm ve bu aşk mevzusunda sizin gibi düşünmüyorum. Bence iki kişinin birbirini anlaması sevmesi evlenmek için yeterlidir ve bir sorun olduğunda bunu karşılıklı konuşarak çözmek daha sağlıklı olacaktır. Başkalarının soruna el atması sorunu çözmeyecektir aksine daha fazla büyütecektir. Çünkü aileler her zaman kendi isteklerinin olmasını isterler ve ona göre çözümler üretirler. Kişilerin duygularını tam olarak bilemezler bilseler bile karşı tarafa bir başkasının duygusunu nasıl aktarabilirler dedim.
Annem ve babam şaşkın bir halde bakakaldılar.

Artık akşam yemeklerimizin tadı kaçmaya başlamıştı. Çünkü annem her fikirlerimi söyleyişimde  ah Fahri ah yandık baksana bu kızı çoktan kendi taraflarına çekmişler pis  anarşikler, kızımın da beynini yıkamışlar, ailesinin yanında nasılda konuşuyor diyerek yakınıyor, söylenip duruyordu.

İşte yaz tatilim Mahirden nadiren aldığım mektuplarla ve aileme kendi duygu ve düşüncelerimi anlatmaya çalışarak geçmişti.

Sonunda tatil bitmiş ve heyecan içinde okula gitmiştim. Evden biraz geç çıktığım için derse geç kalmış sınıfa girer girmez boş bir yer bulup oturmuş arkadaşlarımla ve Mahirle selamlaşma fırsatı bile bulamamıştım.

Okul çıkışı hasret gidermek için  o zamanın en tercih edilen kafesi olan ve sahibi Necdet Beyefendi’nin sıcaklığını hissetiğimiz  Asude Pastanesi’ne gittik. Kapıdan girdiğimizde her taraf balonlarla ve çiçeklerle donatılıydı. Bir organizasyon olduğunu ve orada takılamayacağımızı düşünmeye başlamıştım ki konfetiler patladı ve Mahir bana evlenme teklifi etti. Çok mutlu olmuştum, gülümsemekten ve heyecandan etrafımdaki insanları bile unutmuştum sadece mahir’i görebiliyordum. O da diz çökmüş elinde yüzükle benden cevap bekliyordu. Ama ne diyeceğimi bilmiyordum. Çünkü ailem Mahir’i istemiyor ama ben de bir o kadar Mahir’i çok seviyordum.

YAZAR: GÜNEŞ

UYARI: ŞİİRLERİM VE DİĞER TÜRLÜ YAZILARIM TELİF HAKKINA SAHİPTİR. HEPSİ ÜZERİME KAYITLIDIR. HERHANGİ BİR ÇALINTI DURUMUNDA İŞLEM BAŞLATILICAKTIR!

38.42373427.142826