AZİZE’NİN GÜNLÜĞÜ 1

Spread the love
Reklamlar

  AZİZE’NİN GÜNLÜĞÜ 1

Bugün üniversiteye başlıyorum. İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakülte’sine…

Toplum içinde saygın bir yere sahip, örnek insan, otuz yıllık diş doktoru bir baba; kızının konservatuarın tiyatro bölümüne gitmesini nasıl kabul edebilirdi? Belli kuralların dışına çıkmayan hatta bazı konularda tutucu sayılabilecek aileme, sunduğum seçeneklerin üstü çeşitli nedenlerle çizildikten sonra tüm duygu ve düşüncelerime zıt seçimi yapmak bana kalmıştı. Ama aileme haksızlık etmemeliyim. Çünkü elim kolum bağlı bir şekilde son karar bana bırakılmıştı

   Neyse artık çok geç!

   Anneme göre okulun açılış gününde işin resmiyetine uygun tarzda giyinmem gerektiği için Terzi Numan’a gülkurusu pembe kupon kumaştan döpiyes diktirmiştik.
Hiç alışık olmadığım ince çoraplar, kısa ökçeli bilekten bağlı siyah süet ayakkabılar, omzuma attığım süet çanta, babamın not almam için hediye ettiği deri kaplı bloknot, kenarına takılı şık bir dolmakalem… Hazırdım.
Karşısında alışılmışın dışında bir Azize gören babam, gözlerinden taşan hayranlık ve gururla bir süre süzdü beni. Sonra sımsıkı sarıldı. Annem gözleri dolu dolu kucakladı ve kapıdan çıkarken yolun açık olsun yavrum dedi. Annemin sözlerini tekrarladım içimden ‘’Yolun açık olsun Azize!’’

   İlkokulun birinci sınıfına yeni başlayan çocukların ürkek, ağlamaklı hallerini daha iyi anlıyorum şimdi. Yeni bir çevrenin getirdiği ürkeklikler… Eski öğrenciler rahat. Kampüsün bahçesinde çoktan keyifli sohbetlere başlamışlar bile.
Öğrenci işlerinden aldığım yıllık ders programını incelerken  Azize diye bir çığlık hoplatıyor yerimden beni. Kolejden Esra bu!
Esra ile  aynı sınıfta olmamıza rağmen bügüne dek merhabalaşmaktan öte bir ilişkimiz olmamasına karşın abartılı bir coşkuyla sarılıyoruz birbirimize.
Bu iyi işte artık yalnız değilim.
Beraberce kısa bir keşif turuna çıkıyoruz Esrayla ve durağımız kantinde son buluyor. Esra şöyle çevreye bir göz gezdiriyor. Farkında mısın diyor, çok yakışıklı oğlanlar var… Gülüveriyorum. Aynı kolejdeki Esra! Çaylarımızı içip amfiye doğru yürüyoruz. Gecikmiş de sayılmayız ama amfi çoktan dolmuş. Demek ki erken gelmek ya da önceden yer tutmak gerekiyor. Yayvan ve geniş basamakları adımlayıp en arka sıraya oturuyoruz. Esra amfiyi enine, boyuna, çaprazına, taradıktan sonra hafifçe kolumu sıkıyor.
Şuraya bak diyor, bizden iki sıra önde oturan delikanlıyı göstererek.
Ne var ki? Diyorum kayıtsızca.
Ne kadar yakışıklı olduğunu görmüyor musun?
İster istemez gösterdiği yere bakıyorum. Bana göre sıradan biri. Şirin çocuk diyorum hatırı kalmasın diye.
Okul çıkışı kütüphaneye gidiyorum, derste tuttuğum notları temize çekmek için. Bir miktar zaman geçtikten sonra masamın başında bir karaltı fark ediyorum. Başımı kaldırdığımda Esra’nın sınıfta gösterdiği çocukla göz göze geliyoruz ve isminin Mahir olduğunu öğreniyorum. Yakınlarda fotokopi makinesi olup olmadığını soruyor. Hem okula hem İstanbul’a yabancı olduğunu söyleyince laf lafı açıyor, sohbet koyulaşıyor ve güzel bir arkadaşlığın ilk adımları atılmış oluyor.

Birkaç hafta sonra ders çıkışı Esra ve Mahir ile birlikte kantine doğru yürüyoruz. Her zamanki masamız boş. Geçip oturuyoruz. Esra durun size çay getireyim diyerek yerinden fırlıyor. Ben de notlarımı çıkarıyorum. En üstte duran dizelerin üstünü kapatmaya fırsat bulamıyorum.

Gün doğumuyla başlar

Bir başka gülümser aydınlıklar

Seni bana hatırlatırlar

Heyhat

Ömrümü yazdığım hayat

Bana mutluluğu sunacak mı

    Birden sıcacık bir gülümseme yayılıyor yüzüne. ’’Şiiri seviyoruz demek …’’
Suçüstü yakalanmış gibi başımı öne eğerek gülümsüyorum ben de.
Defterini çıkartıyor. İlk sayfada hiç ummadığım bir sürpriz bekliyor beni.

Yumrukları Havada

Bir dava uğruna

Ser verir bu canlar

Sır vermezler

İşçi köylü bağımsızlık sloganı atarlar

Ne varki…

Diye  başlayan ve süren dizeler. Bu kez yakalanma sırası onda. Devrimciyiz demek… diye gülüyorum.
Öyle diyor hafiften meydan okurcasına.
Desenize ortak yanımız çok.
Nasıl oluyor da bu sözcükler dudaklarımdan dökülüveriyor anlamıyorum.
Mahirle konuşacak o kadar çok şeyimiz, konuştukça ortaya çıkan o kadar çok ortak noktamız var ki …

Mahirle bir müddet şiir kitabı alışverişi yapıyoruz. Ne var ki bir süre sonra işin çehresi değişiveriyor. Kendi yazdığı devrimci şiirlerin yanına aşk kokan dizeleri de ekliyor artık Mahir.

Hasretliğin can yakar

Ruhumdan sızı olur akar

Gözlerinin zındanında bir ömür tutsak

En güzel mutluluğumdur kalbinde yaşamak

Okyanus, ay ışığı ve güneşle bütünleşmek

Bir sırdır ya hani hayat

Gözlerin gibi…

Aramızda adı konmamış, dillenmesi şiirlere, dizelere bırakılmış sıcacık bir yakınlık oluştuğunun farkındayız ikimizde. Ve şu anda ilk ayrılığımıza hazırlanıyoruz.
    Giden geri gelecek miydi? peki bu ayrı kalacağımız günler geçecek miydi? Böyle düşünürken baktım aradan bir kaç saat geçmiş ve gece yarısı olmuş uyku gözlerimden ağır ağır akarken bedenim pencere kenarında donmuş.

YAZAR: GÜNEŞ

 

YAZAR-ŞAİR: TAYFUR BOZKURT

GÜNEŞE SONSUZ TEŞEKKÜRLERİMİ SUNUYORUM. BU DEĞERLİ YAZIYI ÜRETTİĞİ İÇİN. AZİZENİN GÜNLÜĞÜ YAZILARI YAYINLANMAYA DEVAM EDECEK.

UYARI: ŞİİRLERİM VE BÜTÜN SUNDUĞUM HİKAYELER VE DİĞER TÜRLÜ YAZILAR TELİF HAKKINA SAHİPTİR. HEPSİ ÜZERİME KAYITLIDIR. HERHANGİ BİR ÇALINTI DURUMUNDA İŞLEM BAŞLATILICAKTIR!

38.42373427.142826